11/4/2007 - Kendi Kültür Hazinemiz Üzerine Özsel Bir Felsefi Bakış?
bağlanmalar
ÖNSÖZE ÖNSÖZ ya da MUKADDİME
Çalışmamın başlığına neden "Gönlün Görüngübilimi" adını verdiğime kısaca değindikten sonra içerikle ilgili bir iki noktaya değinmek, ve okuru ilerleyen sayfalarda sıkacağını düşündüğüm dil, kavram, biçem (üslup) ve yargılarım hakkında şimdiden bilgilendirmek, aydınlatmak ve böylece bazı olası yanlış anlamaları da önceden ortadan kaldırmak isterim. Bu yüzden bu önsözün önsözü niteliği taşıyan satırlarımı, kendi yazılı geleneğimizdeki Mukaddime?lere benzetebilirsiniz.
Neden Gönül? Çünkü her kültür, belirli bir dünya görüşü olarak yaşama farklı bir açıdan bakışı anlatır. Gönül, bu topraklada üretilmiş bu bakışın en komplike ama aynı ölçüde yaşamsal kavramıdır. Kültür, kendini oluşturan unsurlarla birlikte dinamik bir bütündür; insanın, doğadan belirli bir amaç için koparıp, tekrar ona yansıttığı ve kendini de doğayla birlikte yeni bir şekle taşıdığı tinsel bir tarladır. Bu tarlanın mahsulleri her türlü insansal ürünlerdir ve her üründe kültürün bütünü içerilir. Kültür bu biçimiyle ele alındığında Türkçemizde ekin sözcüğü ile karşılanmıştır. Kültür bir yaşam biçimi olarak her kültürün ortak değerleriyle beslenir. Kolektif insansal değerler, uygarlık denilen büyük binayı oluşturur ya da bu ideal bina içinde kendilerine yer bulurlar. Zamanla evrim geçiren değerler, yeni uygarlık biçimlerini doğurur. Çağdaş uygarlık, önceki uygarlık binaları üzerine yükselen en taze, en dirimsel Tinin Evi?dir.
Uygarlığı, mimari bir yapı gibi düşünürsek; projesi, araç ve gereçleri, duvarcı ustaları, işçileri, mühendisleri, temeli, dekoratif unsurları, sahibi, kiracısı ya da misafirleri de kültür ürünlerini içine alan öznel ve nesnel Tin ürünlerine benzetilmelidir.
Tarihsel dünya, sonsuz bir gereçtir. Spekülatif kavramının gerçek anlamı bu sonsuz gereçkten üretilen özgür edimlerdir.
Peki bu özgür edim bugüne dek neler üretmiştir? Merkezinde emek olan bu insansal edim mitlerden sanata, dinlerden felsefeye, bilimden siyasete, mimariden folklöre bir dizi olgu ve kavram üretmiştir. Bütün bunlar insanın yapıp etmelerinin en özgün ve biricik tarihini oluşturur. Bu tarihi sahnenin dekoratif aksesuvarlarını mitler, estetik yapısını sanat, biçimlerini din, içeriğini bilim oluşturur. Bütün bunlar arasındaki iletişim ise felsefe yoluyla gerçekleşir. Felsefe bu bağlamda "Benin" kendini eksiksiz bilme yolunda dışsallaşmasını anlatan en yüksek görüngüdür. Her kültür bu eksiksiz görüngüye kendinden bir kavram katarak, bireleşen legolar gibi büyük yapı içinde eksiksiz dünya tinini oluştururlar. Bu oluşum kuşkusuz sürüyor. Çünkü tarih, dingin bir durumdan dev dalgalara, dev dagalardan dinginliğe devinen bir okyanus gibidir, bir dalga ultra dengesine yükseldikten sonra bütün dalgalarla uyum içinde diner, ve yerine bir başkası yükselti için zemin bırakır.
Bu bağlamda her kültür, bu sahnede kendi özsel rolüyle yer alan ussal bir zemindir, zorunludur. Şimdi, bu bağlamda Çağdaş Uygarlık Evinin bir üyesi olan kendi kültürüme şunları soruyorum:
1. Anadolu Tininin bu sahnedeki özsel ve özgün rolü nedir? Hangi zemini temsil etmekte ve hangi zemin üzerine yükselmektedir?
2. Anadolu?da şekillenen bu zemin (Türk Tasavvuf geleneği) başka zeminlerle ussal bir buluşma gerçekleştirebilir mi? (Ör. Batı"nın, özellikle spekülatif felsefi bakış açısıyla buluşabilir mi?)
3. Anadolu bilgeliği arı kavramsal bir dile taşınıp, Büyük İskender?den beri sorunları savaşarak çözmeyi kendine ilke edinen dünya tini için bir barış ilkesi üretebilir mi?
4. Arı kavramsallığa taşınmış bir tasavvuf/bilgelik dizgesi, bir bilim olarak dünya tarihini yeniden yorumlayabilir mi?
5. Evrensel açık seçikliğe taşınan bilgelik geleneğimizin ürettiği Gönül ve Dost kavramları Çağdaş Uygarlık Tinine yeni bir insan ve dünya paradigması kazandırabilir mi?
6. Kendi kültür hazinemizin içinde yer alan değerler ve yapı öğleri, dünya tarihiyle ussal düzlemde ilişkilendirilerek evrensel insanlık ülküsüne ne katabilir?
7. Son çözümlemede modern çağın baskın politikaları tarafından gözden düşürülmeye çalışılan, insanlığın gerçektan gereknimi duyduğu bir felsefe adına, yaşamın özündeki çatışma ve karşıtlık sorunsalına Gönlün Görüngübilimi yeni bir çözüm getirebilir mi?
İşte bu sorulara yanıt bulabilmek için çıktığım düşünsel yolculuğumun ürünlerini değerli usuna ve yüreğine sunmaktan mutluluk duyuyorum. Bu deneme kuşkusuz pek çok eksiklerle doludur ve eleştirilecek çok yönleri vardır, ama felsefe durağan bir etkinlik olmadığından bu da bitmiş ve tamamlanmış bir çalışma değildir.
Yedi çalışmamın ilki olan Gönlün Görüngübilimi, tarihsel zeminde tarihin etkin öznesi Tinin, özgür edimselliğinde kendi karşıtıyla (anti-Tini) Andolu?da yüzleşmesini ve bu yüzleşmede kendi aynasından kendine yansıyan yine kendi olan belirişlerini konu alır, Gönül, bu belirişlerden en arı, en yalın, en aşk dolu olumsuz bağıntıdır. Evrensel bir ilkedir ki evrensellik ile doludur ve kendi varlığı, saltık yokluğun en üst bilincidir. Tin bu yokluktan seyreleyen özbilinçtir (İnsan insanın aynasıdır) :.
|
|
Yorum (2) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
24/1/2007 - Hirant Dink suikastı
bağlanmalar
V for Vendetta'yı izleyenler bilir...
sonunda halk tanımadıkları birinin maskesini giyer ve meydanları doldururlar...
böyle bir görüntü vardı dün...
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
13/1/2007 - tarih bilinci 1
bağlanmalar
tarihsel tinin gölge oyunu
12.01.2007
tarihi devindiren siyasal ya da ekonomik ya da ideolojik çatışmalar değil, kökende anlamsal çatışmadır.
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
13/11/2006 - Avcı
bağlanmalar
"Tarihten öğreniyoruz ki, tarihten hiçbir şey öğrenmiyoruz."
HEGEL
|
|
Yorum (0) :: Yorum yaz! :: Bağlantı
|
|
Hakkımda
Gönül Aşka düşen Tin'dir.
Kategoriler
Arkadaşlarım
|